Tiroid Otoantikorları ve Kadın İnfertilitesi



Fertilizasyon, implantasyon ve plasental gelişimin üreme sürecinde, immünolojik faktörler önemli rol oynar. Üreme başarısızlığında, tiroid otoimmünitesi teşhisinde tiroid otoantikorları denilen Anti-TPO (anti-mikrozomal) ve Anti-T (anti-tiroglobulin) antikorlar da ölçülmektedir. Bu antikorların yüksek ölçülmesi tiroid hastalığının otoimmun denilen bağışıklık sisteminin bozukluğuna bağlı ortaya çıktığını göstermektedir. Bu da dolaylı olarak üreme başarısızlığına sebep olmaktadır.

Otoimmun hastalık vücudun kendi dokusunu (tiroid bezi) yabancı bir doku olarak algılayıp onu yok etmeye çalışması durumudur. Bu nedenle bağışıklık sistemimiz tiroid bezini yok etmek amacı ile tiroid otoantikorları olan Anti-TPO ve Anti-T üretmektedir. Bu otoantikorların yüksek ölçülmesi tiroid hormonları ve Tiroid Stimüledici Hormon (TSH) düzeyinin ölçülmesi ile tanısı konulamayan çok hafif düzeyde olan klinik belirti göstermeyen hipotiroidiye işaret etmektedir. Otoimmun tiroid hastalığı veya iyot eksikliğine bağlı azalmış tiroid rezervi olan hastalarda subklinik hipotiroidi ortaya çıkar. Tiroid otoimmünitesi üreme çağındaki kadınların %5-20’sini etkileyen en yaygın otoimmün durumdur.

Tiroid otoimmünitesi oranı, başta endometriozis veya polikistik over sendromlu infertilitesi olan kadınlar olmak üzere infertil kadınlar arasında oldukça fazladır. Tiroid hormonları overler üzerine direkt etki ederek veya Seks Hormon Bağlayıcı Globulin, prolaktin, Gonadotropin Releasing Hormon (GnRH) salınımını etkileyerek indirekt yoldan adet düzeni değiştirmektedir. İnfertil kadınların otoimmün tiroid hastalığı (AITD) prevalansı, benzer yaştaki kadınlara kıyasla anlamlı derecede yüksektir. Otoimmun tiroid hastalığı olan gebeler gebelik öncesi ötiroid olsalar bile bu hastalarda ilk trimester düşük riski otoimmun tiroid hastalığı olmayan kadınlara kıyasla önemli derecede artmıştır.

Ayrıca IVF (in vitro fertilizasyon) için hasta hazırlığındaki kontrollü overin hiperstimülasyonu (KOH) özellikle otoimmun tiroid hastalığı olan kadınlarda olmak üzere tiroid fonksiyonu üzerinde çok önemli bir etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle IVF öncesinde infertil kadınlarda tiroid fonksiyonunu ölçüp ve tiroid otoantikorlarına bakılarak AITD’yi saptamak ve AITD saptanırsa COH sonrasında ve gebelik sırasında bu parametreleri takip etmek önerilir.


Yardımcı üreme teknikleri (YÜT) sırasında kullanılan kontrollü overin hiperstimülasyonu (KOH) infertil kadınlarda dolaşımdaki östrojen konsantrasyonlarını artırarak bazen tiroid fonksiyonlarını şiddetli bir şekilde bozabilmektedir. Güncel bilgilerin derlemesi tiroid hastalıkları ve infertiliteyi birbiri ile bağlantılı görünmekle beraber yeterli değildir.

Kadın kaynaklı infertilitede kadınların tiroid hastalıkları bakımından sistemik olarak taranması halen tartışmalıdır, ancak YÜT kullanımından önce tiroid otoimmünitesini saptamak ve kontrollü overin hiperstimülasyonu sonrası ve gebelik sırasında bu hastalarda bu parametreleri takip etmek önemlidir.

Tiroid Otoantikorları Tedavisi

Yardımcı üreme tekniklerini (YÜT) kullanırken başarıyı etkileyen önemli faktörler: kadın yaşı, önceki tedavi sayısı, iptal edilen siklus sayısı, over cevabı, uterus reseptivitesi, aspire edilen oosit sayısı, fertilize oosit sayısı, transfer edilen oosit sayısı, infertilite nedeni ve semen kalitesidir. Mikroinseminasyon ve embrio kültür ortamlarındaki ilerlemeler ve YÜT’deki gelişmelere rağmen, embrio transferi (ET) sonrası implantasyon oranları hala düşük değerlerde kalmaktadır.

İnfertilite nedeni olarak tiroid hastalıkları ve tiroid otoimmun bozukluklarının tiroid rezervini azaltarak yarattığı fertilizasyon sorunları ve IVF siklus sonuçlarındaki başarısızlıkların araştırılarak tedavi edilmesi bu konudaki çok sayıda çalışmanın ilgi odağıdır. Fertilizasyon, implantasyon ve plasental gelişim sürecinde, immünolojik faktörler önemli rol oynar ve üreme başarısızlığı, tiroid otoimmünitesi gibi organ spesifik otoimmünite ile ilişkili bulunmuştur. İmplantasyonun gerçekleşmesinde immünolojik faktörlerin rol oynayabileceği görüşü yardımcı üreme teknikleri kullanımı sırasında steroidlerin ve bazen de intravenöz immunoglobulin uygulamasına neden olmuştur.

Otoantikorları pozitif olan kadınlarda kombine steroid ve aspirin tedavisinin gebelik oranını artırdığı bildirilmiş olmasına rağmen daha sonra yapılan geniş randomize kontrollü çalışmalarca bu görüş eleştirilmiştir. Tekrarlayan abortus (düşük) hikayesi olan ve gebelik oranları daha düşük bir grup antifosfolipid ve antinükleer antikoru pozitif olan hastada düşük doz aspirin ve steroid (prednisolon) tedavisinin etkinliği kanıtlanmıştır. Burada aspirinin vasküler yatakta iyileştirme yaratarak ve prednisolonun ise immun sistemde yardımcı değişikliklere neden olarak etki ettiğine inanılmıştır.

Subklinik hipotiroidisi veya tiroid otoimmunitesi olan kadınlarda levotiroksinin yararlı olduğu gözükse de rutin önerilmesi için bilgimiz yetersizdir. Hipotirodizmin IVF-ICSI sikluslarına etkisi çok dikkat çekmese de, beklenen şekilde, veriler en iyi başarı oranları için optimal tiroid fonksiyonlarının gerekli olduğunu desteklemektedir. Yeni randomize kontrollü çalışmalar, levotiroksinin subklinik hipotiroidli kadınlarda, gebelik ve implantasyon oranlarını arttırabileceğini desteklemektedir.

 


Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mraniye escort
maltepe escort
Pendik Escort
Ataşehir Escort
turk porno