Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum – SSVD


Sezaryen endikasyonlarının en sık görülen sebeplerinden biri önceki sezaryen sonrası yapılan elektif sezaryendir. Gelişmiş ülkelerde sezaryenlerin yaklaşık %30’u tekrarlayan sezaryenlerdir. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı 2010 verilerine göre tekrarlayan sezaryen oranı %19,8’dir. Bu durum, 1916’da Cragin tarafından ileri sürülen “bir kez sezaryen, hep sezaryen” yaklaşımının aksi yöndeki tüm çalışmalara rağmen değiştirilememesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar her olguya elektif ikinci sezaryen yapılmasının doğru bir strateji olmadığını belirtmektedir. Uzmanlar sezaryen sonrası vajinal doğum uygulanan olgularda, maternal mortalitenin daha az olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca enfeksiyon, hemoraji, viseral organlarda hasar, transfüzyon ihtiyacı gibi cerrahinin yol açacağı maternal komplikasyonlar ile daha az karşılaşılacağını ve hastanede kalış süresinin kısalacağını bildirmişlerdir.

Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar Birliği’nin (ACOG) 1998 yılındaki bildirisi indealt segment transvers kesili hastaların sezaryen sonrası vajinal doğum (SSVD) adayı oldukları ve bu hastalara vajinal doğum önerilmesinin sezaryen oranını azaltmada etkili olacağı belirtilmiştir. Yapılan çalışmalarda SSVD için en uygun hastanın önceki alt segment transvers kesili, daha önce vajinal doğum yapmış ve uygun şekilde bilgilendirilmiş hasta olduğu belirtilmektedir.


SSVD için hastanın kararını birçok faktörün etkilediği, üçüncü trimesterde hasta ile konuşulup bilgi verilirse,
hastaların 2/3’ünün vajinal yolla doğumu seçtikleri belirtilmiştir. Sezaryen sonrası vajinal doğum denenen kadınlarda en korkulan ve en ciddi komplikasyon uterin rüptürdür.

Yapılan bir çalışmada, 1987-1994 yılları arasında daha önce sezaryen geçirmiş ve SSVD önerilmiş 20.000 hastayı inceleyen çalışmalar derlenmiş ve başarı oranlarının %75 ile %82 arasında olduğu, uterin rüptür yüzdesinin %0,2-0,8 arasında değiştiği saptanmıştır.

Ülkemizde de SSVD’a yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bir şehrimizde yapılan çalışmada; SSVD oranında giderek bir artış saptanmıştır. Çalışmada SSVD 1999’da %16,2000’de %17,8, 2001’de %23,5 ve 2002’de ise %27,1 olarak belirlenirken, uterin rüptür oranı % 1,5 olarak belirlenmiştir.

Başka bir şehrimizde sosyoekonomik ve eğitim düzeyleri daha düşük olan bir popülasyonda SSVD’nin güvenirliliğini prospektif olarak araştıran bir çalışmada, SSVD kabullenme oranının %67,85, mortalite oranının %7,89 olarak bulunduğu, sadece bir olguda 2 cm. uterin rüptür tespit edildiği, ancak hastanın takibinde problem olmadığı için sessiz rüptür olarak kabul edildiği bildirilmiştir.

Başka bir prospektif çalışmada da, perinatal mortalitenin gözlenmediği, perinatal morbiditenin %13 olduğu, uterin rüptür oranının ise %2,4 olduğu belirtilmiştir.

Sezaryen sonrası vajinal doğum kavramı ülkemiz için oldukça yenidir. Pek çok doktor bu fikre sıcak bakmamakta ve “bir kez sezaryen her zaman sezaryen” söyleminden uzaklaşamamaktadır. Bu nedenle ülkemizde sezaryen sonrası vajinal doğumun yaygınlaşması için uzun zaman gerekmektedir.


Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mraniye escort
maltepe escort
Pendik Escort
Ataşehir Escort
turk porno