Meme Kanseri ve Tedavisi


Meme kanseri, Amerika Kanser Cemiyeti’nin verilerine göre kadınlarda en yaygın görülen ve akciğer kanserinden sonra kadınlarda ikinci sıklıkta ölüme yol açan kanser türüdür.

Literatürde, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri’nde her dokuz kadından birinde, Avustralya’da beş kadından birinde, Japonya’da elli kadından birinde yaşamlarının bir döneminde meme kanseri geliştiği belirtilmektedir. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun 2016 yılında yayınladığı rapora göre; kadınlarda en sık görülen meme kanseri, her 4 kadın kanserinden birisi olmaya devam etmektedir. Bir yıl içinde toplam 17.531 kadına meme kanseri teşhisi konulmuştur. Ülkemizde meme kanseri tanısı alan kadınların %45’inin 50-69 yaş arasında olduğu, %40’ının ise 25-49 yaş aralığında yer aldığı rapor edilmiştir. Tüm meme kanserlerinin %1’den azı erkeklerde görülmektedir.

Kanserli memenin görüntüsü

Kanserli memenin görüntüsü

Meme Kanseri Nedenleri

Meme kanserinin nedeni henüz tam olarak bilinmemektedir. Meme kanserinin oluşumuna yol açan ya da oluşumunu hızlandıran birçok etken ileri sürülmektedir. Uzmanların yaptığı bir meta analizde meme kanserli hastaların birinci derece yakınlarında riskin 2 kat arttığı; oral gebelik önleyici kullanan, doğurmamış ya da ilk doğumunu 30 yaş üzerinde yapan bireylerde ise riskin 1-1.5 kat arttığı belirtilmiştir.


Meme kanseri evreleri

Meme kanseri evreleri

Amerika Kanser Cemiyeti’nin verilerine göre; 60-69 yaşlar arasında riskin 3.5 kat arttığı, kadın cinsiyette erkek cinsiyete kıyasla meme kanserinin 100 kat daha sık geliştiği gösterilmiştir. Beden kitle indeksinde artış ve/veya menopoza geçiş dönemdeki kilo artışı, postmenopozal döneme kıyasla meme kanseri riskini arttırmaktadır. Diabetes mellitus her ne kadar meme kanseri için bir risk faktörü olarak düşünülmese de, IGF (İnsülin ilişkili büyüme faktörü)-1’in hem premenopozal hem de postmenopozal kadınlarda meme kanseri riskini arttırdığı gösterilmiştir.

Meme Kanseri Tedavisi

Günümüzde meme kanserli hastaların çoğu erken dönemde saptanıp, etkinliği kanıtlanmış bölgesel ve sistemik tedavilerden yarar görmektedir. Meme kanseri tedavisinde amaç, evrelemeyi iyi yaparak buna bağlı doğru ve etkin adjuvan tedaviyi vermek, böylece kanserin bölgesel ve uzak kontrolünü sağlamaktır. Diğer amaç ise, cerrahi sonrası olabilecek en iyi kozmetik sonucu elde etmek ve hastalığa ve tedavilere bağlı olarak ortaya çıkan komplikasyonlar sonrasında hastanın rehabilitasyonunun ve kaliteli yaşamın sağlanmasıdır. Meme kanseri, hastalığın yaygınlığına göre değişen tekniklerde uygulanan cerrahi, radyoterapi , kemoterapi ve hormon terapi kombinasyonlarıyla tedavi edilir.

Cerrahi Tedavi

Meme kanserinin erken evrelerde tedavisi cerrahi işlemdir. Günümüzde, adjuvan tedavinin etkinliğinin artması, estetik kaygılar ve lenfödem konusundaki kaygıların ön plana çıkması nedeniyle meme kanserinin cerrahi tedavisinde kullanılan yaklaşımların sayısı artmıştır.

Basit mastektomi: Meme dokusunun tamamı ve pektoral kasın fasyası da içerisinde kalacak şekilde çıkarılmaktadır. Bu operasyonda lenf nodülleri çıkarılmaz. basit mastektominin amacı yapıldığı tarafta hiç meme dokusu bırakmamaktır.
Radikal mastektomi: Bu teknikte memenin tamamı, meme ucu, aynı taraf aksiller lenf nodülleri ve pektoral kasların tamamı çıkartılır. Günümüzde artık yerini modifiye radikal mastektomiye bırakmıştır.
Modifiye radikal mastektomi: Meme kanserinde en yaygın yapılan ameliyat türüdür. Meme ucu ile birlikte cilt ve memenin tamamı ve aynı taraftaki aksiller lenf nodüllerinin çıkarılmasıdır. Bu işlemde M. pectoralis major ve M. pectoralis minor kaslarına dokunulmaz .

Meme koruyucu cerrahi: Tümör ile birlikte çevresindeki bir miktar sağlam meme dokusunun çıkartılması (tümörektomi, lumpektomi, kadranektomi) ve aksiller lenf nodlarından meme ile ilgili olanlarının örneklenmesi işlemlerini içerir. Memenin büyük bir bölümünün korunmasına ve iyi bir kozmetik sonuç elde edilmesine olanak sağlar. Bu tedavinin bir parçası olarak kalan meme dokusuna mutlaka radyoterapi yapılmalıdır. Meme koruyucu cerrahi daha az kapsamlı bir prosedür olmasına rağmen hastaların önemli kısmında üst ekstremite morbiditesi ile sonuçlanır. Erken evre meme kanserinin cerrahi tedavisinde meme koruyucu ameliyatlar öncelikle tercih edilmektedir. Yirmi yıldan fazla takip süresi olan çalışmalar sonucunda meme koruyucu cerrahinin mastektomiye eşdeğer sağ kalım sağladığı gösterilmiştir.

Adjuvan Tedavi

Radyoterapi: Ameliyat öncesi büyük bir tümörü ameliyat edilebilir boyuta indirebilmek (neoadjuvan), ameliyat sonrası ise adjuvan olarak nüksleri azaltmak ve sağ kalımı arttırmak amacı ile uygulanmaktadır. Aksiller diseksiyon sonrası bu bölgeye uygulanan radyo terapi omuz mobilitesini azaltmakta ve lenfödeme neden olmaktadır. Yalnızca memeye uygulanan radyo terapi ise üst ekstremite morbidite insidansını arttırmaz . Meme koruyucu cerrahi + radyo terapi alan hastalarda memede lenfödem en sık bildirilen radyo terapi komplikasyonudur (%8-25).
Kemoterapi: Günümüzde farklı kombinasyonlar şeklinde neoadjuvan veya adjuvan olarak kullanılmaktadır.
Hormonoterapi: Östrojen reseptörü pozitif meme kanserinde anti-östrojen tamoksifen 5 yıl süre ile kullanılmaktadır. İlerlemiş meme kanserli postmenapozal kadınlarda aromataz inhibitörleri (letrozol, anastrozol, exemestan) etkilidir.

Meme Kanseri Tedavisi Sonrası Gelişen Komplikasyonlar

Cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hormon terapiyi içeren meme kanseri tedavisi, hastanın sonuçlarını düzeltse de birçok komplikasyonla yol açabilir. En sık rastlanan rahatsızlıklar olarak; omuz eklem hareket açıklığı kısıtlılığı, kas zayıflığı, ağrı, uyuşukluk ve lenfödem görülmekte, özellikle üretken çağdaki kadınlarda önemli bir fonksiyonel yetersizlik nedeni oluşturmaktadır.

Ağrı, uyuşukluk ve omuzda kısıtlılık birbirinden bağımsız oluşabileceği gibi, birbirleriyle ilişkili veya lenfödemin sonucu olarak da ortaya çıkabilmektedir. Yapılan çalışmalarda hastaların %8-45’inde omuz hareket kısıtlılığı, %7-35’inde lenfödem ve %9-60’ında opere edilen taraftaki kolda veya memede ağrı olduğu bildirilmiştir. Meme kanseri cerrahisi geçiren hastalarda özürlülüğün en önemli bileşenlerinden birisinin üst ekstremite fonksiyon kaybından kaynaklanan basit günlük yaşam aktivitelerinin yapılamaması olduğu bilinmektedir.

Meme Kanseri Tedavisi Sonrası Üst Ekstremite Morbiditesi ve Omuz Problemleri

Son yıllarda daha az radikal cerrahi yapılmasına ve aksiller bölgeye radyo terapinin mümkün olduğunca daha az uygulanmasına rağmen omuz hareketlerindeki kısıtlılık, meme cerrahisi sonrasında potansiyel bir problem olmaya devam etmektedir. Cerrahiden sonra bir yıla kadar meme kanserli hastaların %16-43’ünde omuz fonksiyon bozukluğu olduğu belirtilmiştir. Omuz ağrısı %38,5-%76,1 arasında değişen oranlarda olup, genellikle hastanın en sık yakınmasıdır. Özellikle kronik dönemde ekstremite, göğüs ön ve yan duvar ağrısı da belirgin bir şekilde özürlülüğe neden olmaktadır. Mastektomili hastalarda;

  • omuz kısıtlılığı,
  • adeziv kapsülit,
  • impingement sendromu,
  • supraspinatus ve biseps tendiniti,
  • brakiyal pleksus nevriti,
  • akut ve kronik radyasyon pleksopatisi,
  • lenfödem,
  • selülit,
  • lenfanjit ve kompartman sendromu da ağrı kaynağı olmaktadır.

Ağrının şiddeti ile memeye ve koltuk altına yapılan cerrahi girişim ve radyo terapi arasında ilişki saptanmamıştır. Meme kanseri cerrahisi sonrası çeşitli nedenlerle omuz rahatsızlıkları azalabilmektedir. Bunlar arasında en önemli olanları cerrahiye bağlı doku bütünlüğünün bozulması (kas, deri ve sinirlerin kesilmesi, aksiller diseksiyon) veya radyoterapi gibi adjuvan uygulamaların yol açtığı fibrozis, eklem kapsülünde gerilmeler, ağrı ve nöral hasardır. Özellikle pektoralis major ve minör kaslarının çıkarıldığı mastektomi operasyonlarından sonra el kavrama gücünde azalma olması ve göğüs duvarının zayıflaması, hastanın kol ve omuz hareketlerini sınırlamaktadır. Cerrahi sonrası tıbbi rehabilitasyon programı uygulanmazsa yara izi oluşumuna bağlı olarak omuz eklem kasılmaları %4-5 olguda gelişmektedir.

Meme Kanseri Tedavisi Sonrası Lenfödem

Lenfödem, lenfatik sistemdeki yetersizliğe bağlı olarak sıvının gözenekler arası alanda birikmesi sonucu oluşan bir dizi patolojik durumun genel ifadesidir. Etyolojisine göre iki forma ayrılır.

  1. Primer lenfödem: lenfatik sistemin gelişimsel anomalileri ile birlikte görülür.
  2. Sekonder lenfödem: En sık rastlanılan ve genellikle meme kanseri tedavi yaklaşımları sonrası üst ekstremitede görülen formudur.Lenfödem meme kanserli hastalarda kanserin kendisine ya da uygulanan tedaviye bağlı olarak ortaya çıkan önemli bir rahatsızlık nedenidir. Mevcut kanser, lenf sistemine bulaşabilir ve buna bağlı lenf akışı engellenebilir ya da hastaya uygulanan operasyonlar sırasında lenf nodu çıkarılması veya lenf damarlarının hasarlanması sonucunda lenfödem oluşabilir. Radyoterapi, fibrozis etkisi ile lenfödeme neden olmaktadır. Lenfödem hayatı tehdit edici bir durum olmasa da etkilenen ekstremitede tekrarlayan enfeksiyonlara, işlev kaybına ve de ağrıya yol açabilir. Hastanın fiziksel ve emosyonel durumunu, ev, iş, sosyal ve seksüel yaşamını dolayısıyla yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir.
Kollarda Lenfödem

Kollarda Lenfödem

Meme kanseri tedavisi sonrası lenfödem görülme oranı uygulanan tedaviye, lenfödem tanımlama kriterlerine ve takip süresine göre değişmekle birlikte beş yıllık izlemde lenfödem oranı %42 oranında iken, üç yıllık izlemde ise %15 ile %54 arasında değişmektedir. Tedaviden hemen sonra ortaya çıkabildiği gibi yıllar sonra da oluşabilir. Meme kanserli hastalarda lenfödem sıklığına etkisi yönünden meme koruyucu cerrahinin avantajlı olduğunu gösteren çalışmalar yanında, radikal mastektomi ve meme koruyucu cerrahi yöntemleri arasında fark olmadığını gösteren çalışmalar da mevcuttur. Meme kanserli hastalarda lenfödemle ilişkili risk faktörleri şöyle sınıflandırılabilir:

Tedaviyle ilişkili risk faktörleri: Geniş cerrahi, meme ve özellikle koltuk altına radyoterapi, kemoterapi ve kombine tedaviler Hastalıkla ilişkili risk faktörleri: Tanı anındaki ileri evre, patolojik ileri nodal tutulum, pozitif nod sayısı, tümörün memedeki üst-dış kadran lokalizasyonu Hasta ve kliniği ile ilişkili risk faktörleri: Tanı anında yaşlı hasta, obezite, hipertansiyon, lokal enfeksiyon ve enflamasyon öyküsü, dominant el tarafında meme kanseri operasyonu, aynı taraf kolun aşırı kullanımı olarak tanımlanmıştır.

Lenfödem tedavisinde amaç;

  1. Hastayı lenfödem hakkında ve planlanan ev programı hakkında eğitmek
  2. Daha fazla ödem oluşmasını önlemek, mevcut ödemin gerilemesi amacıyla lenfatik sistem akışını artırmak
  3. Deri bütünlüğünü korumak
  4. Enfeksiyon oluşumunu önlemek, eğer var ise tedavi etmek
  5. Kontraktür gelişmesini önlemek
  6. Lenfödemin yaratabileceği psikolojik stres açısından hastayı desteklemek
  7. Hastanın aile ve/veya arkadaşlarını hastanın bakımı ve tedavisine dahil etmek, onlara bu konuda eğitim vermek olmalıdır.
  8. Lenfödem tedavisinde kullanılan yöntemler;
  9. Hasta eğitimi
  10. Koruyucu önlemler
  11. Elevasyon
  12. Egzersiz (remedial egzersizler, aerobik kondisyon egzersizleri, germe ve dayanıklılık artırıcı egzersizler, EHA egzersizleri)
  13. Manuel lenfatik drenaj
  14. Kompresyon tedavisi(kompresyon bandajları, kompresyon giysileri, statik gradient kompresyon cihazları)
  15. Kombine dekonjestif tedavidir.
Meme kanserli hastalarda yaşam kalitesi

Meme kanserinde erken tanı ve daha etkin tedavi ile sağkalım süresinin artması, bu tedavilere bağlı komplikasyonların azaltılması ve yaşam kalitesinin arttırılmasını gündeme getirmiştir. Bu tedavilerin yan etkileri kadınların yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Meme kanserine yönelik güncel tedavi yaklaşımlarında hedef, sadece hastalıksız ve genel sağ kalımı uzatmak değil, tedavilerdeki başarıyla birlikte kadına iyi yaşam kalitesi sağlamak olmalıdır.

Yaşam kalitesi, sağlık durumunun ve tedavilerin etkilerinin değerlendirilmesinde önemli bir sonuç ölçümüdür. Ancak farklı kişilere farklı şeyler ifade eden bir kavram olduğundan net bir tanım yapmak güçtür. Sadece hastalık olmaması değil, tam bir fiziksel, mental ve sosyal iyilik halidir. Yaşam kalitesi, sağ kalımdan sonra hasta izlenmesinde önemli değerlendirme ölçütü olarak belirlenen bir kavram olmuştur. Sağlıkta yaşam kalitesi ölçümlerinin hedefi bir hastalık ve bu hastalığın tedavisinin yaşamın fiziksel, sosyal, emosyonel boyutları üzerine etkilerini incelemektir.

Meme kanser cerrahisi sonrası iki yıllık yaşam kalitesinin incelendiği bir çalışmada cerrahi işlemler;

  1. meme koruyucu cerrahi
  2. modifiye radikal mastektomi + rekostriksiyon
  3. modifiye radikal mastektomi şeklinde sıralanmıştır.

Ayrıca meme kanseri cerrahi sonrası yaşam kalitesinin sadece cerrahi tipinden değil, hastaların:

  •  preoperatif ve postoperatif fonksiyonel durumundan,
  • yaşından,
  • kemoterapi,
  • radyoterapi,
  • hormonterapi alma durumlarından ve ameliyat sonrası geçen süreden etkilendiği gösterilmiştir.



Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mraniye escort
maltepe escort
Pendik Escort
Ataşehir Escort
turk porno