Doğum Ağrısını Etkileyen Faktörler



Doğum eyleminin başlaması ve ilerlemesi; doğum kanalına ait faktörler, kadının psikososyal durumu, fetus ve eylemin gerçekleşmesini sağlayan birincil güçlerin etkisi altındadır. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde ağrının da eylem süresince fizyolojik olarak kaynağı ve şiddeti bakımından değişiklik göstermesi söz konusudur. Bunun yanı sıra psikolojik ve duygusal faktörlerin de doğum ağrısında fizyolojik faktörler kadar etkili olduğu düşünülmektedir.

Fizyolojik Faktörler

Doğum Ağrısı

Doğum Ağrısı

Doğum ağrısı ile ilgili yaşanılan rahatsızlıkların iki kökeni vardır. Doğumun birinci evresinde visseral ağrı baskındır. İniş fazında ağrı, pelvik ve perineal bölgede hakimdir daha çok somatik ağrı özelliği baskındır. Ağrı vajinal kanalı çevreleyen pelvik yapıların çekilmesi, pelvis tabanı ve perinedeki gerginlikten kaynaklanır. Serviksin efasmanı ve dilatasyonu; alt uterin segment uterin gangliyonlarını uyararak, doğum ağrısının daha da şiddetli yaşanmasına neden olur. Kontraksiyonların etkisi ile uterusa giden kan damarlarındaki sıkışmaya bağlı olarak uterusa gelen kan akımı önemli ölçüde azalır. Uterin kasların yeterli kanlanamaması bu bölgede gelişen hipoksiye bağlı olarak ağrının yaşanmasına neden olur. Kontraksiyonlar arasında yeteri kadar gevşeme olmazsa ağrı daha fazla hissedilebilir. Uterusta oluşan iskemik ağrı, iskemik kalp ağrısına benzetilmektedir. Kontraksiyonların şiddet, süre ve sıklığındaki artışa bağlı olarak ağrı düzeyinde de artış görülmektedir.

Başın inişi ile bazı dokuların laserasyonu ve perinenin gerilmesi ağrıya yol açar. Özellikle doğumun 2. evresinde fetus ilerledikçe perineal bölgedeki gerilme, genişleme ve bazen yırtılmaların etkisiyle somatik tarzda ağrı oluşur. Kişisel farklılıklar nedeniyle pelvik taban kaslarının değişen esnekliği ağrının farklı düzeylerde hissedilmesine neden olabilir. Doğum kanalı ve fetüs arasındaki uyum derecesi doğum ağrısının şiddetinde etkili olabilmektedir. Fetus normal doğum eylemi için uygun olmayan bir pozisyonda olması nedeniyle hissedilen ağrı artabilir. Örneğin oksiput posterior pozisyonda eylem uzar ve oksipital kemiğin sakral sinirlere yaptığı basınç nedeniyle ciddi sırt ağrısı ortaya çıkmaktadır.

 


Oksiput posterior pozisyonu

Oksiput posterior pozisyonu

 

Gebenin fiziksel durumu, yaşı, doğum sayısı, yaşanmış deneyimler, sistemik bir hastalığın olup olmama durumu ve beslenmesi ağrıya karşı duyarlılığı etkileyen kadına ait fiziksel bulgulardır.

Uterus kaslarının stimule edilmesi için kullanılan uterotonik ajanların serviksin henüz yumuşamadığı, dilatasyonun yetersiz olduğu durumlarda ve baş fikse olmadan uygulanması daha fazla ağrının hissedilmesine neden olabilmektedir. Doğum eylemi sırasında anne ve fetüsün güvenliği ve iyiliği için yapılan girişimlerden; intravenöz uygulama, fetal monitör, vajinal muayene, amniyotomi, lavman gibi uygulamalar doğum ağrısının yaşatacağı sıkıntıları daha da attırabilir. Multiparların genelde doğum eyleminin latent ve aktif fazında nulliparlara oranla daha az ağrı yaşadıkları belirtilmesine rağmen, ikinci evresinde çoğunlukla tüm kadınlar için çok ağrı verici olduğu görülmüştür.

Psikolojik Faktörler

Bazı psikolojik değişkenlerin kadının doğum ağrısını algılayışı üzerinde etkileri olduğu bilinmektedir. Psikolojik faktörler; kültür, anksiyete ve korku, daha önce yaşanmış deneyimler, doğuma hazırlık ve destek sistemlerini içermektedir. Kadının sosyokültürel temelleri onun doğum ağrısını algılamasını, yorumlamasını ve ağrıya tepkisini etkiler. Bazı kültürlerde ağrının ifade edilmesi desteklenirken, bazı kültürlerde kendine hakim olma önemlidir. Buna rağmen kadınlar kendi kültürel grupları içinde ayrı bir kişidir. Ağrının algılanması bireyseldir ve kişiden kişiye değişir.

Kadının ağlamaması onun ağrısının olmadığı anlamına gelmeyeceği gibi, ağlayıp inlemesi de şiddetli bir ağrı olduğunu düşündürmemelidir. 

doğum ağrısını etkileyen faktörler

doğum ağrısını etkileyen faktörler

Her iki durumda da ağrı farklı kültürel davranışlarla ifade edilmektedir. Bu nedenle gebe kadınlar, ağrı sırasında buldukları rahatlama yollarını açıklamaları konusunda cesaretlendirilmeli ve ifadeler arasındaki farklılıklara saygı duyulmalıdır. Aşırı anksiyete, kortikal düzeyde nosiseptif uyaran (Santral sinir sistemi kaynaklı olmayan uyaran, sadece doku hasarı sonucu oluşan nosiseptif ağrı. Sinir sistemi dışında tüm doku ve organlara yayılmış bulunan özelleşmiş ağrı reseptörleri tarafından algılanıp, santral sinir sistemine iletildikten sonra ağrı olarak hissedilen ağrı tipidir) algılamasının artmasına yol açan emosyonel bir durumdur.

Anksiyete, kas spazmı, vazokonstrüksiyon, vissereal rahatsızlıklara yol açar ve ağrıyı arttıran maddelerin salınmasını arttırır. Laboratuvar ve klinik çalışmalar, anksiyete düzeyinin artması ile ağrı algılanmasının arttığını ve buna bağlı olarak analjezik kullanımının da arttığını göstermektedir. Anksiyetenin kontrol altına alınması ağrıyı hafifletmektedir. Bu nedenle doğum sürecinde ağrının giderilmesi kadar, kadının doğuma hazırlanması ve doğumun normal süreci konusunda yeterince bilgilendirilmesi gerekmektedir. Duygusal stresin özellikle depresyon, kaygı ve anksiyetenin gebelik ve doğum komplikasyonlarını arttırdığı, yenidoğanın sağlığını olumsuz etkilediği bildirilmiştir.

Anksiyete ve korku kas tonüsünü artırır, beyine ve iskelet kaslarına giden kan akışını engeller. Pelvik kaslardaki gerilim, uterus kaslarının itici gücüne ve kadının doğum eyleminin ikinci evresinde yapmış olduğu itici etkiye karşı koyar. Pelvis kaslarındaki bu gerilimin uzaması genel bir yorgunluğa, ağrının daha fazla hissedilmesine ve ağrı ile baş edebilme becerilerinde de azalmaya neden olur. Ağrıyla ilgili yaşanmış deneyimler, bireyin o sırada ve gelecekte yaşayacağı ağrı düzeyini etkilemektedir. Özellikle ağrılı deneyimlerin, aynı durumda benzer şiddette ağrı yaşantısına yol açtığı belirlenmiştir.

Doğuma hazırlık, doğum eylemiyle ilgili bilinmezlikten doğan anksiyete ve korkuyu azaltır. Bu şekilde kadınlar, doğuma hazırlanarak doğum ağrılarıyla başa çıkma becerilerini de öğrenirler. Yapılan bazı çalışmalarda elde edilen verilere göre doğum öncesi dönemde formal ebeveyn eğitim sınıflarına katılan kadınlar, katılmayanlara oranla doğum eylemi sırasında daha az ağrı yaşamaktadırlar. Ağrının algılanması kadının kendi algılaması ile ilgili olduğu gibi, kültürel beklentilere de bağlıdır. Kadın doğum eylemini korku dolu bir olay olarak algılayabilir ya da mutluluk dolu bir olay olarak düşünebilir. Doğum eylemine karşı reaksiyonların bireysel olduğu ve değişebileceği düşünülürse ağrıya duyarlılıkta da farklılıklar ortaya çıkacaktır.


Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mraniye escort
maltepe escort
Pendik Escort
Ataşehir Escort
turk porno